Bir Yeni Kitap Önerisi: SAN - Ahmet San

Türkiye'nin en önemli "show business" adamlarından biri, hatta belki de en önemlisi olan Ahmet San'ı tanımayan yoktur. Z Kuşağı belki bilmez; fakat Ahmet San isminin çocukluğunu, gençliğini 80'ler ve 90'larda yaşayan her nesil için farklı anlamları vardır. Benim için Ahmet San; bir Tarkan hayranı olmamdan mütevellit Tarkan'ın menajeriydi, pek çok insan için ise Michael Jackson, Madonna, Bon Jovi, Tina Turner, Luciano Pavarotti, Rolling Stones, Metallica, Elton John, Julio Iglesias, Guns N' Roses gibi devleri "her şeye rağmen" Türkiye'ye getiren ve 1993 yılını, bir daha benzeri tekrarlanamayacak bir devler ligine dönüştüren adamdır.

"Hiçbir Şey İmkansız Değildir" mottosunu kapağa alarak Haziran 2023'te Destek Yayınları'ndan çıkan kitap, Ahmet San'ın 40 yıllık meslek yaşamı ve 70 yıllık hayatını özetleyen bir otobiyografi. 

Biyografi ve otobiyografi okumayı çok severim, çünkü her insanın hayatı biraz romandır. Hem kendi içine ayna tutan bir insanı tanırsın; hem de bir roman okursun. Gerçi tarih yazımında hatıratlara ve otobiyografilere pek güven olmaz derler. Örneğin, Okur Dergisi'nin Eylül-Ekim 2024 sayısında, Beşir Ayvazoğlu, Mina Urgan'ın, Yakup Kadri'nin Yahya Kemal ile ilgili bir anısını "kendisininmiş gibi" aktardığından bahsediyordu. Bunlar sanat ve edebiyat tarihimizde örneğine rastladığımız hadiseler. Lakin bu kitapta müthiş bir yalınlık, keskinlik, hatta bahsi geçen kişilerin sırlarını ve sınırlarını ihlal etmemek için özel bir ihtimam gösterildiğini hissettim. Bence, güvenilirlik kredisi yüksek bir otobiyografi San; yalana ve yanlışa "büyük ölçüde" yer olmadığına inanıyorum.

Öz, Özgün, Özel Bir Otobiyografi

1973'ten bu yana, yalnızca Türkiye'de 600'den fazla sanatçının konser ve gösterilerini organize eden Ahmet San'ın tüm hayatını tek bir kitaba sığdırabilmek mümkün olmazdı; bu nedenle Ahmet San da 90'lara kadar olan kısmı biraz daha detaylı aktarıp, 90'lardan sonrasını "flashback" kıvamında sunarak geçmiş. Fakat, bir 90'lar meraklısı olmama rağmen, Türkiye'nin tarih yazımı ve arşivcilik açısından görece daha karanlık bir dönemi olan 60'lar ve 80'ler arasını daha teferruatlı anlatmasından ziyadesiyle memnun olduğumu söylemeliyim. Zira, bu alanda Naim Dilmener, Murat Meriç, Kadir Aydemir, Uğur Küçükkaplan, Derya Bengi gibi yazarların kültür, sanat ve müzik kronikleri olmasa pek çok isim ve olay tarihin tozlu sayfaları arasında kaybolup gidecekmiş. Saydığım yazarlardan farklı olarak, Ahmet San'ın tüketici gözüyle değil, bizzat orkestra şefi olarak aktardığı bu anılar, her ne kadar çoğu zaman suya-sabuna dokunmadan geçse bile, pek çok karanlığa ışık tutmuş.

Otobiyografinin en beğendiğim yanı, yapabildikleri kadar yapamadıklarından da bahsettiği hususlar oldu. Sahte bir tevazu perdesi ardından sızan, ikircikli ve yapışkan bir kibire bulanmadan övülecek işi ortaya koymak zordur. Pek çok ilki başarmış, hatta başardığı ilklerin başkası tarafından devamı getirilememiş biri için "kendini övmeden" bunları aktarabilmek, gerçek bir öz farkındalık seviyesi, mütevazilik ve görmüş-geçirmişlik gerektiriyor. Ahmet San bunu başarmış; Baybars Altuntaş'ın "Otobüsten İndim BMW'ye Bindim" adlı otobiyografik fecaatinde olduğu gibi, sonu gelmeyen kendini övme ve mübalağa ataklarının darbeleriyle sersemlemiyorsunuz. Dolayısıyla merak ve sürükleyicilik hissini canlı tutuyor kitap; bir sonraki sayfada ne okuyacağınıza dair ilginiz hemen hiçbir noktada azalmıyor.

Ahmet San - 2007 Milliyet Gazetesi Bahar Bakır Röportajı | Fotoğrafçı: Ercan Arslan


Ahmet San'a Hakkını Vermek Lazım

Kitabın kapağında "Hiçbir Şey İmkânsız Değildir" yazdığı için Ekşi Sözlük'te "kuba gibiyim kendi kendime yetiy" mahlaslı yazar tarafından şöyle eleştirilmiş:

"İzmirli fabrikatör bir ailenin çocuğu olup GS Lisesi'nde okutulduğun takdirde çevre edinmede hayata 10 - 0 önde başlıyorsun. "Hiçbir şey imkansız değildir" adıyla kitap çıkarması komik. Çünkü biz cumhurbaşkanıyla komşu değiliz, başbakanla aynı liseden mezun değiliz, arkadaşı değiliz. Pepsi'den sponsorluk ücretini artırmasını istediğimizde bizi kırmayacak bir kankamız yok...

Sonra milletle dalga geçer gibi "Hiçbir şey imkansız değildir" diye kitap çıkarmak samimi değil." [Kaynak]


Lakin Ahmet San her fırsatta, "şartları ortalamanın üzerinde olan bir ailenin çocuğu olduğunu" ve "Galatasaray Lisesi'nde okumanın kendisine muazzam kapılar açıp, olanaklar sağladığını" belirtiyor zaten. Fakat mezkûr yazar burada Ahmet San'a iki açıdan büyük haksızlık etmiş:

Birincisi, Türkiye'de binlerce, hatta on binlerce "ortalama şartların üzerinde olan ailelere doğan çocuk" olmasına rağmen, bunların büyük çoğunluğu, ailelerinin çevresini kullanarak, paranın içine doğarak, hatta doğrudan nepotizm ile kayırılarak dahi bir noktaya gelemiyor. Ahmet San, içine doğduğu imkanları doğru kullanmayı, hatta kendisinden istenen ve beklenenlerin ötesine geçmeyi başarmış bir figür. Ali Koç'un Fenerbahçe Spor Kulübü ile ilişkisini ve son yıllardaki performansını göz önüne alırsanız, aşırı zengin ve devasa network sahibi olmanın tek başına bir işe yaramadığını daha iyi görebilirsiniz. 

İsterseniz Karun olun, altın anahtar her kapıyı açmıyor. 

Üstelik Özel Saint Joseph Lisesi'ne gitmesi arzu edilir ve beklenirken, bir devlet okulu olan Galatasaray Lisesi'ne gitmeyi tercih eden kendisi. Akrabasının evinde kalması beklenirken, yatılı okumayı tercih eden de kendisi. Ayrıca baba parası ile değil, kendi kazandıkları ile kariyerinin henüz ilk yıllarında çevresindeki insanlardan ayrılmaya başlıyor. Bu konuda hakkını yememek lazım.

İkincisi, Ahmet San'dan beklenen şey, aile şirketinin yönetimine geçip orta büyüklükte bir sanayici olmasıymış. Halbuki organizasyonları düzenlemeye başladığı dönemde, yaptığı işin bir adı bile yok. "Ünlü çantacısı, artist muhaberatı, sanatçıların genel müdürü" gibi komik sıfatlarla anılan, sınırları çizilmemiş, saygı duyulmayan bir iş kolunda kendi sınırlarını çizerek ve büyük bir mücadele vererek Ahmet San ismini, menajerlik düsturunu ve organizatörlük çevreçesini yaratıyor.


Bu "çantacılık" zannı, bir türlü kurumsallaşamayan sanat ve eğlence dünyamızda hâlâ süregelen bir problem. O yüzden, Ahmet San'ın yetiştirdiği Özgür Aras, Milliyet Cafe'de Şükran Pakkan'a verdiği röportajda bundan yakınıyordu. 

Üstelik siyasetçilerle arkadaş, dost, komşu olmanın fayda sağlamasını övünülecek bir husus değil, Türkiye'deki betonlaşmış bürokrat zihninin koyduğu aşılmaz engelleri aşabilmek için kullanmaya mecbur kalınan bir joker ve kullanıldığı zaman kazandırdıkları kadar, kaybettirdikleri de olan bir efsun olarak tanımlıyor. Çünkü bir siyasetçinin dostuysanız, bir diğerinin düşmanı oluyorsunuz. Ve Türkiye'deki hiçbir siyasetçinin kariyeri, hele ki vizyon sahibi ve öne çıkan karakterde biriyse; fazla uzun olmuyor.

Kararında Bir Doğu-Batı Sentezi

"İlkler unutulmaz, çünkü köken kaderdir" demiş, Ahmet San. Fakat kökeniyle barışık kalıp, farklı kültürleri tanımayı, "kararında bir oranla" özümseyebilmeyi başarmış. Pederşahî bir kültürden gelip, bunun dezavantaja döndüğü katı yönlerini, hem anglosakson hem de bizim frankofon dediğimiz ekol ile yumuşatabilmeyi ve geliştirebilmeyi başarmış.

"Türk insanının ünlüye karşı gösterdiği sonsuz tahammül ve samimiyet de önemlidir. Karşı taraf bu enerjiyi mutlaka hissediyordur. Bu, tartışmasız bir hakikattir. Türkler her zaman ve her durumda sempatik olabilir. - Ahmet San"

Yarı aydınlarımızda gördüğümüz, öz ezerliğe varan, acınası bir "Türklük utancı" hiç olmamış; fantastik bir sanrı haline gelen "Türkün Türkten başta dostu yoktur" adlı izolasyon malzemesini ise hayatındaki hiçbir çatlağa sıvamamış.

Batı kültürünün kuralcılığı, nedenselliği ve silsilelelere dayanan organize olma becerisini, Türkler'e özel pragmatizm, misafirperverlik ve samimiyetle yüksek ateşte kavurmuş. Ortaya, tam anlamı ile Doğu ve Batı'yı sentezleyebilen, tüm dünyanın ihtiyaç duyduğu fakat bu ihtiyacın farkında bile olmadığı, halis bir işbirliği becerisine dönüştürmüş. Gerektiği yerlerde tek adam olabilmiş, gerekmediği yerlerde ise işleri başkasına devredip seyretmiş. Kararlarını kısa, orta ve uzun vadeli perspektifte değerlendirerek, başka insanları da resme dahil ederek almış:

"Bir yıl için çalışmak istiyorsan buğday ek, on yıl için ağaç dik, otuz yıl içinse adam yetiştir."

"Yaşamda tecrübe ettiğiniz her eylemin sonucu, bir sonraki eylemin başlangıcıdır" düsturunu edinmiş; Batı tedrisatının getirdiği "rekabet" gereksiniminin zaman alan, yoran, yıpratan ve "kötü insanları ortaya çıkaran" olumsuz yönlerini, Doğunun vefâkar, kimi zaman çileciliğe kadar varan fakat kıvırılabildiği vakit, lehte benzersiz sonuçlar ortaya koyan "insan kazanma, yönetme, faydalanma" becerisine dönüştürmeye başarmış. Bu anlamda çok öğretici bir kitap bu; yoluna taş koyan, egosuna yenilen, rekabetçiliği abartan ham insanların bile gerektiğinde güçlü bir müttefik olabileceğini, insan kaybetmenin çok kolay, lakin kazanıp elde tutmanın ise çok zor olduğunu, bunu başarabildikten sonra "hiçbir şeyin imkânsız olmadığını" muazzam örneklerle anlatıyor:

"İmkânsızla, mümkün arasındaki tek fark, insanın kararlılık derecesidir."

Her olaydan bir ders çıkarmayı başarabilmiş; "İyi kararlar tecrübe sayesinde, tecrübe ise kötü kararlar sayesinde gelir."

Ve Şu Tarkan Meselesi


Kitabın en merak ettiğim kısımlarından biri, Tarkan ile ilgili geçmişini açıklayacağı bölümdü. Beklediğim kadar "baharatlı" detaylar sunmamış, fakat yine de pek çok şey öğrendim. Her şeyden önce, magazin  yazarlığı kariyerinin büyük bir bölümünü Tarkan'ı yerden yere vurmakla geçiren Aykut Işıklar'ın, Tarkan'ı Ahmet San ile tanıştıran kişi olduğunu öğrendim. Demek ki bir noktadan sonra saklayamadığı ve takıntılılığa varan öfkesi, kendince Tarkan'ı "vefasız" bulmasından kaynaklanıyormuş. Çünkü Allah vergisi yeteneği ve benzersiz star kumaşı ile Tarkan tartışılmaz bir yıldız olsa da, kariyerinin hemen başında Ahmet San, Sezen Aksu, Leyla Umar, Üstün Barışta, Ahmet Ertegün gibi isimlerle bir araya gelmesi, ona bugün sahip olamayacağı bir vizyon ve kalite katmış. Son albümleri ve PR stratejisi, bu gerçeğin daha net ortaya çıkmasını sağlıyor.

Tarkan ve Ahmet San | Kaynak: ahmetsan.com

Tarkan'la ayrılığını ise son derece ketum bir tavırla ve bence Tarkan'ı onore eden bir perspektifle aktarmış. 8 Şubat 1998'de Hürriyet'te yayınlanan zehir zemberek röportajında Tarkan, "Amerika rüyamı Ahmet San yıktı" diyordu. Bu röportajda Tarkan:

"Ahmet San'ı aslında altı ay içinde tanıdım. Ve o andan itibaren ayrılacağımı biliyordum. Ama birbirimizden çok yararlandık. Onun elinde para kazanmak için daha iyi bir malzeme yoktu. Benim kimsenin hakkında gözüm yok. Ama o benim iyi niyetimi ve güvenimi kötüye kullandı. Benimle ilgili yaptığı anlaşmalarda yapacağımız işler için hep çok küçük bütçeler ayırdı. Diğer paraların nereye gittiği konusunda hiçbir fikrim yok. Son dönemlerde ayrılma isteğimi hissettiği sırada bana sürekli bir şeyler imzalatmaya çalıştı."
Demiş.

Hayat ileriye doğru yaşanır, geriye doğru anlaşılır. 

Bu noktada Tarkan'ın biraz haksız olduğunu düşünüyorum; çünkü altı ayda "gerçek yüzünü gördüğünü ima ettiği" Ahmet San ile bir buçuk sene daha çalışmaya devam etmiş; karşılıklı bir win-win durumu söz konusu olmasa elbet Tarkan da bu ilişkiyi sürdürmezdi. Ahmet San bu konuyla ilgili; "Etrafındaki bazı isimlerden aldığı ilhamla 'Bu paralar nereye gidiyor?' gibi sorgulamaların içine düştü. Birbirimiz hakkındaki düşünceler de başka bir noktaya taşındı." diyor. San'ın "etrafındaki bazı isimler" dediği kişiler, bu röportajı ve sonraki haberleri ele alırsak Tarkan'ın plakçısı Mehmet Söğütoğlu ve avukatı Süheyl Atay olabilir. Fakat kesin bir kaynak olmadığı için bu şekilde itham etmek doğru değil.

Ahmet San'ın bu konudaki tavrı ve tarzı hiç değişmemiş. 2024'te gerçekleştirdiği bir röportajda da, sanatçının kazandığını paranın en az yarısının başka paydaşlara dağıtılması gerektiğini düşündüğünü söylüyor. Tarkan'ın kendi kariyeri ile ilgili prodüksiyon cimriliği ve harcama / kazanma oranındaki girişimsel matrahı ortaya konulduğunda, Ahmet San'la neden anlaşamadığı daha iyi ortaya çıkıyor. Ahmet San, büyümenin etrafındaki hemen herkese para yedirerek, oransal olarak gerçekleştirilebileceğini düşünen biri. Pastayı büyütmek gerektiğini söylüyor. Tarkan ise yüzdesey paya, yani küçük pastadaki dilime takılmış durumda... Anlaşılıyor ki o yüzden bu "alaturka" bakış açısıyla, şu anda kariyerini yalnızca Türkiye içinde o da tartışılabilir bir seviyede sürdürüyor. San aynı tavrı çok yakın dostları Zerrin Özer ve Nükhet Duru'da da görmüş, o nedenle onların menajerliğini üstlenmemiş.

Ben çalıştığım isimlere yurt dışı vizyonu kattığımı düşünüyorum. Ancak insanlar bazen yeterli olanı, potansiyele tercih edebiliyorlar. Kapasiteler yurt dışında parlayacak bir starlığa yetecek seviyede olsa da müziğimizin tüketicisi Akdeniz ve Latin pazarında. Globale ulaşmak için radikal çıkışlara ihtiyaç var. Özellikle Tarkan bu potansiyele sahipti fakat o da bunu pek kullanamadı. -Ahmet San [Kaynak]

Kitabın en merak edilen kısımlarından biri olduğu için fazla "spoiler" vermeyeceğim, fakat her ne kadar yıllar sonra bir Harbiye konserinde Tarkan ile bir araya gelip aradaki buzları "kısmen" eritseler de, Tarkan'ın da bu kitapta bir "teşekkür" yazısıyla yer alması gerektiğini düşündüm. Bence bu fırsatı görmezden geldiyse vefasızlık etmiş. Çünkü Ahmet San, Tarkan'a yönelttiği eleştirilerin tamamında haklı; pek çok farklı sebepten ötürü Tarkan şu anda olması gerektiği yerde değil ve Türkiye'de edindiği paye, şöhret ona yettiği için, hem kendisi, hem dinleyicileri hem de dünya piyasası gerçekten çok fazla şey kaybettik. Bunu apayrı bir yazıda, hatta belki de yazı dizisinde ele alacağım.

Son Söz


Bu kitabı kimler okumalı?

60'lı yıllardan, 2000'li yılların ortasına kadar Türkiye'deki müzik, sanat ve eğlence dünyasının detaylarını bir organizatör ve menajer gözünden görmek isteyenler.

Kişi olarak markalaşmak isteyenler.

MBA yapanlar, Media & Entertainment alanında uzmanlaşanlar ya da uzmanlaşmak isteyenler.

Türkiye yakın tarihindeki siyasi figürlerin, günlük siyaset dışında kalan alanlarda sanatçı ve şov dünyası ile ikili ilişkilerini incelemek isteyenler.

Eğlence, inşaat ve fuar sektörüne yatırım yapmak isteyenler.

Kimler okumamalı?

Ünlüler hakkında skandallar, dedikodular, mezkûr kişilerin özel hayatlarının ifşası gibi magazinsel içerik bekleyenler.

Yorumlar

Popüler Yayınlar